İran’la Obama döneminde imzalanan sözleşmeden ABD’nin tek taraflı çekileceği kararını dün bizzat Tump’tan duyduk. Sadece Rusya ve İran’ı değil, sözleşmenin altında imzaları olan Çin, Fransa, İngiltere’yi hata ve hatta Almanya’yı ve bu ülkelerin uydularını da karşısına almak pahasına,çünkü Trump üstlendiği misyon’un “To be, or not to be!”le yüklü olduğunun çok iyi bilincinde .

 

 

Nerede bir bahar veya güzel renklere boyanmış, güzel kadife kumaşlara bürünmüş  bir “devrim” varsa, arkasında mutlaka Amerika Birleşik Devlet’inin güvenlik güçleri vardı . Bu gelenek 1968 Prag Baharı’yla başlar, Arap Baharı ya da kadife kumaşa veya turuncu renklere bürünen  “devrim”lerle devam eden bir gelenek olur 20. ve 21. yüzyılda.

Transatlantik medeniyetinin Titanik Sendromuyla çalkalandığı bu tarihi dönemde, Trump’un şahsında, geçmişi kan ve savaşla dolu transatlantik medeniyetini son kurtarabilecek şahsiyet oluşturuldu. Trump’un üstlendiği misyon, bu medeniyetin William Shakespeare’in tabiriyle “To be, or not to be!”si ile yüklü, yani var olmak ya da olmamakla. Bu medeniyetin on yıllardır yaşamın her alanında üretkenliğini kaybettiği, kısırlaştığı titizlikle saklanılmak istenen acı bir gerçek. Son umut olarak, sancılarla seçim maratonuna çıkartılan Trump’un seçimleri kazanması, onu maratonunda destekleyen şartlı destekçileriyle başarıyla sonuçlandı. Öyle gözüküyor ki bu şartların arasında Dışişleri Bakanlığının bir Texas’lıya verilmesi de vardı.

Ağır, tarihi  bir misyonla iş başına getirtilen Trump’un,  misyonunu yerine getirme denemesi  seçim sürecinde şartlı desteğin yarattığı handikapla takozlamıştı. Ancak bir yıl dört ay sonra bu handikabı gizli riskleri göz önüne alarak kaldırabildi ve Rex Tillerson’la, Herberta McMaster’ı görevden alarak Dışişleri Bakanlığına CIA’nın başkanı Mike Pompeo’yu Ulusal Güvenlik Danışmanlığına ise John Bolton’u nihayet atayabildi Trump.

Trump’un Baharıda bu kez de  CIA’dan gelenle başladı. Daha birkaç ay öncesinde, Rex Tillerson’un bakanlığı sürecinde Kuzey Kore’yle savaş eşiğine gelmiş ABD, birkaç hafta içinde, Çin ve kısmen Rusya’nın on yıllardır desteklediği ve ABD’ye karşı gizli koz olarak kullandığı Kuzey Kore liderini, mucizevi bir şekilde evcilleştirip, tarihte ilk kez Güney Kore lideriyle görüştürdü ve saldırgan Kuzey Kore liderinin Trump’la bile en yakın zamanda görüşeceği tarih kesinleştirdi. Baş döndürücü hızla gelişen bu değişiklik sürecinde duyduk ki CIA nın eski müdürü Kuzey Kore’nin dünyaya kapalı liderini şahsen ziyaret bile etmiş. Trump’un bu baharı da, acılarla sonuçlanan güzelim, iç açıcı renklere, kumaşlara  bürünmüş bahar-devrimlerinde olduğu gibi ancak ABD güvenlik-istihbarat birimlerinin sürece bilfiil katılımıyla mümkün olacaktı.

Trump, ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararını daha önce duyurmuştu, ancak onun eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson onun şahsına alenen baş kaldırırcasına bunun ancak iki yıl içinde mümkün olacağını söylemişti. Baharla birlikte  büyükelçiliğin  Kudüse 14 Mayısta taşınacağı haberi de geldi.

İran’la Obama döneminde imzalanan sözleşmeden ABD’nin tek taraflı çekileceği kararını dün bizzat Tump’tan duyduk. Sadece Rusya ve İran’ı değil, sözleşmenin altında imzaları olan Çin, Fransa, İngiltere’yi hata ve hatta Almanya’yı ve bu ülkelerin uydularını da karşısına almak pahasına,çünkü Trump üstlendiği misyon’un “To be, or not to be!”le yüklü olduğunun çok iyi bilincinde .

Trump’un başlayan baharıyla beraber, çok önceden planlanan Türkiye’de  dolar astronomik bir şekilde yükselirken ve Türkiye borsası haftalardır her gününü inanılmaz kayıplarla kapatırken, petrolü ithal eden Türkiye’ye bu da şekerparesi dercesine petrolün fiyatları yükselmeye başlarken, ağustos ayında Türkiye ekonomisini notlandıracak uluslararası kurumlar notlandırmayı 4 ay öne çekerek Türkiye’nin notunu düşürüp, Türkiye ekonomisine damardan giriş yaparak  sarstı, benzeri ekonomik  damardan girişleri önümüzdeki dönemde daha çok göreceğiz gibi….    

Baharda İran’a karşı uygulanması muhtemel olan Askeri Harekât te varken, Türkiye’ye karşı kullanılacak ana silah şimdilik ekonomik olacak, ta ki bu iki huysuz “çocuk” dize getirilinceye kadar. Bu sürecin artık durmayacağını işaret eden real veriler ise daha Trump’un kışında hazırlanmıştı.

Belki bundan sonra Başur’a özgür nefes alma şansı bile tanımayan, üzerindeki Türk-İran karabulutları kalkacak ve belki de ABD yeniden yardım-dost elini Rojavaya uzattığı gibi Rojhılata ve  Başur’a da bir kez daha uzatacak.

Trump’un geç gelen bu baharı çok renkli, kokulu çiçeklerle başladı. Geç gelen baharla açılan çiçeklerin; yağmurun, dolunun, fırtınanın gazabına uğramadan meyvelere dönüşmesi dileğiyle…